Irkların Değil Kırkların Yolundayız

[
[
[

]
]
]


Maraş 1978: Kanayan Vicdan ve Yarım Kalan Adalet


Tarih: 19-26 Aralık 1978.


Yer: Kahramanmaraş.


Resmi rakamlara göre 111 ölü, yüzlerce yaralı, yakılan evler ve onarılamaz bir toplumsal travma.
Maraş Katliamı, Türkiye’nin yakın siyasi tarihindeki en karanlık dönemeçlerden biridir.

Sadece bir asayiş sorunu veya iki grup arasındaki çatışma değil; planlı, organize ve soğukkanlılıkla yürütülen bir “pogrom” (etnik/dini kıyım) hareketidir. Bu olay, Türkiye’yi 12 Eylül 1980 darbesine götüren taşların en büyüğü ve en kanlısı olmuştur.

  1. Kıvılcım ve Provokasyon: “Güneş Ne Zaman Doğacak?”
    1978 Aralığına gelindiğinde Türkiye, siyasi atmosferin çok gergin olduğu, “sağ-sol” çatışmasının sokaklara indiği bir dönemden geçiyordu. Ancak Maraş’ta fitil, çok daha sinsi bir planla ateşlendi.
    Olayların başlangıcı, 19 Aralık gecesi Çiçek Sineması’na atılan bir bombaya dayanır. Sinemada, milliyetçi kesime hitap eden “Güneş Ne Zaman Doğacak” filmi gösterilmekteydi. Bombanın tahrip gücü düşüktü ve kimse ölmedi; ancak etkisi büyük oldu. Kalabalık, “Müslüman Türkiye” ve “Komünistler Moskova’ya” sloganlarıyla sokağa döküldü. Şehirde bir anda “Alevilerin ve solcuların sinemayı bombaladığı” dedikodusu yayıldı.
    Ertesi gün, Alevilerin yoğunlukta olduğu bir kıraathanenin bombalanması ve 21 Aralık’ta iki sol görüşlü öğretmenin (Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu) öldürülmesi gerilimi zirveye taşıdı.
  2. Vahşetin Yedi Günü: Komşunun Komşuya Düşmanlığı
    Öğretmenlerin cenaze töreni sırasında camilerden ve belirli merkezlerden yayılan “Aleviler camileri yakıyor”, “Müslümanları katlediyorlar” gibi yalan haberler, önceden hazırlanmış silahlı grupları harekete geçirdi.
    23 Aralık’tan itibaren olaylar kontrolden çıktı. Şehirde Alevilerin ve sol görüşlü vatandaşların evleri önceden kırmızı boya ile işaretlenmişti. Saldırganlar ellerinde silahlar, sopalar ve benzin bidonlarıyla bu işaretli evlere yöneldi.

  • Tanıklıklar ve İnsanlık Dışı Muamele: Dönemin tanıkları ve dava dosyaları, vahşetin boyutunu kan dondurucu detaylarla anlatır. Hamile kadınların karınlarının deşildiği, çocukların kurşuna dizildiği, insanların evlerinde diri diri yakıldığı, kazanlarda kaynatıldığı iddiaları ve tutanakları tarihe geçmiştir.
  • Hastaneye Saldırı: Yaralıların taşındığı Maraş Devlet Hastanesi dahi kuşatıldı, sağlık personelinin yaralılara müdahale etmesi engellenmeye çalışıldı.
    Olaylar sırasında güvenlik güçlerinin müdahalede çok geç ve yetersiz kaldığı, hatta bazı durumlarda seyirci kaldığı eleştirileri, katliamın “derin devlet” bağlantılı organize bir eylem olduğu tezini güçlendirmiştir.
  1. Hukuki Süreç: Adaletin Gecikmesi ve Sıkıyönetim
    Olaylar ancak 26 Aralık’ta askeri birliklerin şehre tam hakimiyeti ile durdurulabildi. Hemen ardından 13 ilde sıkıyönetim ilan edildi. Bu karar, ordunun sivil siyasete müdahalesinin (12 Eylül Darbesi) ön provası gibiydi.
    Yargılamalar:
    Dava süreci 1991 yılına kadar devam etti. Sıkıyönetim Mahkemelerinde görülen davada:
  • 804 sanık yargılandı.
  • 29 kişiye idam cezası verildi.
  • 7 kişiye müebbet hapis verildi.
  • 321 kişi 1 ila 24 yıl arasında hapis cezaları aldı.
    Ancak, verilen idam cezalarının hiçbiri uygulanmadı. 1991 yılında çıkarılan Terörle Mücadele Kanunu ve çeşitli ertelemelerle, katliamın asli failleri de dahil olmak üzere cezaevinde kimse kalmadı. Davanın bir numaralı sanığı olarak gösterilen Ökkeş Kenger (Şendiller) beraat etti, hatta ilerleyen yıllarda milletvekili seçilerek meclise girdi. Bu durum, mağdurların adalet duygusunu bir kez daha zedeledi.
  1. Sonuç: Göç, Sessizlik ve Unutmamak
    Maraş Katliamı’nın en somut sonucu, demografik yapının değişmesi oldu. Maraş’ta yaşayan Alevi nüfusunun çok büyük bir kısmı (yaklaşık %80’i) şehri terk etti; büyük şehirlere veya yurt dışına göç etmek zorunda kaldı. Şehir, kültürel çeşitliliğini ve hoşgörü iklimini kaybetti.
    Bugün Maraş Katliamı, sadece Alevi toplumunun değil, tüm Türkiye’nin ortak acısı ve utancıdır. “Unutma, unutturma” sloganı, intikam hissiyle değil; toplumsal barışı tehdit eden nefret söylemlerine, provokasyonlara ve “ötekileştirmeye” karşı bir bilinç oluşturmak için hayati önem taşır.
    Maraş’ta yaşananlar bize şunu hatırlatır: Bir toplumun vicdanı, o toplumun en savunmasız bireylerine yapılanlara verdiği tepkiyle ölçülür. Ve Maraş, 47 yıldır kanayan bir vicdan yarasıdır.
    HAZIRLAYAN : Serkan HORUZ

Yorum bırakın