Irkların Değil Kırkların Yolundayız

[
[
[

]
]
]

  • NİYAZ-I PERŞEMBE

    Talip sual eyledi ki: Ey Zaman-ı Pir, zülm dünyayı kapladı. Garibanın, mazlumun gözü yaş ile doldu. Nedendir Hakk’tan bir yardım gelmez?

    PİR-İ ZAMAN CEVAP EYLEDİ:

    EDEB ERKAN

    SÜKUTU LİSAN

    MÜMİNE NİŞAN

    Hakk’a inanan, Muhammed-Ali’ye ve dahi soyu Ehl-i Beyt’e bağlı olana ümitsizlik yaraşmaz. Zalimin önünde Tek kişi de kalsa, İmam Hüseyin misali diz çökmez. Hakk’ın ipine sarılın, özünüzü dara çekin, eksikliği kusuru özünüzde arayın!

    Zülfikar Artık İlimdir:Ceddimiz Celal Abbas’ın Işığında Hakikat ve Bilim

    ​Aşk ile Canlar,

    ​Bugün etrafımıza baktığımızda, “Şurayı ezeriz, burayı düzeriz” diyerek hamaset yapan, içi boş nidalarla savaş çığırtkanlığı yapan bir cehalet denizi görüyoruz. Oysa Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin yüzyıllar öncesinden uyardığı o sarsılmaz gerçeği unutuyoruz: “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.”

    ​İçinde bulunduğumuz çağda o karanlık, sadece manevi bir yoksulluk değil, aynı zamanda topla, tüfekle, füzeyle gelen fiziksel bir yok oluştur.

    Hamasetin Bittiği Yer: Çağımızın Acı Gerçekleri

    Bugün dünyayı yönetenler, gökyüzüne hükmedenler, uyduları yıldızlar gibi dizenlerdir. Küresel güçlerin ellerinde, saniyeler içinde binlerce kilometrelik alanları cehenneme çevirebilecek, radarların bile zor tespit ettiği devasa yıkım teknolojileri var. Yeni dünya düzeninde savaşlar artık meydanlarda kılıç kalkanla, top ve tüfekle yapılmıyor.

    Kerbela’da haksızlığa karşı göğsünü siper eden Hz. Abbas’ın (Celal Abbas) cesaretini anarken, o cesaretin bugünkü karşılığının akıl ve bilim olduğunu kavramak zorundayız. Karşınızdaki güç, kıtalararası füzeleri yapay zekayla yönetirken, kuru bir “iman gücü” veya sloganlar kimseyi kurtarmaya yetmez.

    İrfan ve Şekilcilik Arasındaki Uçurum

    ​Şu gerçeği dobra dobra konuşalım ve yüzleşelim:

    Nüfusu milyarları aşan İslam coğrafyası bugün kan, gözyaşı ve sömürü içindeyken, bilimde, teknolojide, matematikte neden esamisi okunmuyor? Küçücük ülkeler bilimde çığır açıp onlarca Nobel ödülü alırken, bizler “kapağı açılınca ışık yanan ekmek sepeti” projeleriyle mi onlara kafa tutacağız?

    Alevi-Bektaşi inancı tam da bu şekilci, aklı dışlayan, dogmatik zihniyete bir isyandır. Bizim yolumuzda Hakk, gökyüzünde ulaşılamaz bir tahtta değil; insanın kâmil aklında ve evrenin işleyişindedir.

    Evrenin Dili ve Hakk’ın Tecellisi: Matematik

    Şah-ı Merdan Ali, “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” derken, cehaletin en büyük düşman olduğunu işaret etmiştir.

    ​Yaradan, kâinattaki canlı cansız her şeyi matematik, fizik, kimya ve biyoloji ile yaratmış ve düzenlemiştir.

    ​Matematik hayattır; aklın, zekânın ve mantığın terazisidir.

    ​Matematik imandır; çünkü aklı olmayanın idraki, idraki olmayanın inancı olmaz. Evrenin sırrını çözmek, Hakk’ı bilmektir.

    Bugün “Dört Kapı Kırk Makam”ın en yüce mertebesi olan Hakikat Kapısı, evrenin bilimsel gerçekliklerini kavramaktan, üretmekten, bilgisayar algoritmaları ve yapay zekâ ile geleceği inşa etmekten geçer.

    Uyanış Vakti

    ​Canlar, bilginin ve bilimin üretilmediği her toprak sömürge olmaya, her toplum başkalarının kölesi olmaya mahkumdur.​

    Sizi kuru kuruya sahiplendiğiniz etiketler; ne şekilci dindarlığınız, ne altı boş milliyetçiliğiniz, ne de sadece sloganlardan ibaret devrimciliğiniz kurtarır.

    Bizi kurtaracak tek şey, “Enel Hak” diyerek insanın içindeki o yüce yaratıcı gücü, aklı ve bilimi açığa çıkarmaktır.

    Celal Abbas Ocağı’nın ateşi bugün laboratuvarlarda, fen liselerinde, üniversitelerde bilim aşkıyla yanmalıdır.

    Gelişmişliğin, bağımsızlığın ve zalime karşı durabilmenin tek ölçüsü, bilgi ve teknoloji üretmektir.​

    Aşk olsun karanlığa inat, aklın ve bilimin ışığında yürüyenlere!

    DERLEYEN: Serkan HORUZ

  • Alevî/Bektaşiler 30 Gün Ramazan Orucunu Neden Tutmazlar?

    ALEVİLERE SORDULAR:

    Ramazan Orucu Kur’an’da geçmesine rağmen siz Aleviler neden Ramazan orucunu tutmuyorsunuz?

    Degerli canlar,

    Evvelâ söylemek lâzım gelir ki, asıl oruç Hâkk rızası için , nefs-i terbiye etmek, güzel ahlâkı tamama erdirmek maksadı ile bir ömür tutulur. Alevî/Bektaşî erkanında oruç; göz, dil, zihin, kalp ez cümle yedi azanın ( organın) orucudur.

    Bu bağlamda ramazan/ramadan orucu olarak bilinen ve sünnî akide de perhiz orucu olarak adlandırabileceğimiz oruç ;

    Bakara Suresi 185. Ayet-i Kerim’de Kur’an’in nüzul ( inmesi) nedeni ile tutulur. İlgili ayet, Kur’anın nüzul olduğu anı anlatır. Oruçta bu nedenle tutulur. İşte Kur’an, ilgili ayette bahsedildigi üzere, yakan/kavuran sıcak bir günün dolanay vakti ( Kadir gecesi) inmistir. Bu da 3 gündür.

    Aşağıda bunun detaylı açıklamasını bulabilirsiniz. Kur’an-ı Kerim’de, oruç Bakara Suresi ayet 184-185 ile farz kılındı. Peki neden Aleviler, Ramazan Orucunu 30 tutmazlar?

    ŞEHR-İ RAMAZAN
    Oruç ayı değil şehr-i ramazan,
    Türlü türlü yemek ayıdır.
    ibadet etmeye olmuyor imkan,
    Zira bir eğlenmek gülmek ayıdır.

    Bu ayda gör nefse edilen hizmet,
    Başka ayda böyle edilmez gayret
    Her türlü taama olunur rağbet,
    Kaymaklı baklava börek ayıdır

    Bu ayda olan rezalet,
    Hiçbir vakit olmaz olan delalet
    Herkes zevk ediyor nerde ibadet,
    Fazla fazla günah etmek ayıdır

    Tiyatro,hokkabaz,cambaz,pehlivan,
    Her nerede varsa giderler heman
    çalgılar çalınır açık hermekan,
    Hovardalık etmek gezmek ayıdır.

    Bu ahvali görüp almalı ibret,
    Fasıklara olsun sad hezar lanet
    Teravihten sonra artar muhabbet,
    Sabaha dek güzel sevmek ayıdır.

    Ey Harabi bu ay günah edenler,
    Her zamandan fazla yemek yiyenler
    Bu hal ile oruç tuttum diyenler,
    insan değil mutlak eşek ayıdır

    EDİP HARABİ BABA

    Şah Kulu Dergâhı/Sol Bastan Edip HARABİ Baba-Erenler.

    Nitekim siz de, birçok yerde karşılaşmışsınızdır . ” Aleviler neden Ramazan’ı tutmazlar veya sadece 3 gün tutarlar? Niye 30 gün tutmazlar?” Şimdi bununla ilgili ve söz konusu ayetin Alevi-Bektaşi batıni yorumunu sunalım:

    Sayılı günlerde olmak üzere . Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa diğer günlerde kaza eder. Oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır….” EL- BAKARA SURESİ, AYET : 184

    Öncelikle belirtmek gerekir ki:

    Ramazan Orucuyla ilgili olarak Farz kılındığı söylenen ayetin orjinalinde gecen, “Eyyamen Me’dudat” kelimesi yukarıda da verildiği gibi Sayılı gün manasina gelir. Peki ama bu kac gündür? 3 gün müdür? 30 gün müdür? 300 gün müdür? Bununla ilgili Kur’an-ı Kerim’de ilgili ayette kesin bir ifade yer almaz.

    Burada bilinmesi gereken ve halktan saklanan bir başka gerçek ise şudur:

    Kuran öncesi putperest arapların bu döneme denk gelen 30 gün tutulan bir orucun varlığından söz edilir:

    Is Allah the Same God as The God of Bible?, M. J. Afshari, p 6, 8-9, İslam, Beliefs And Observances,Islam öncesi putperest araplar: Ramazan dedikleri ayda bir ay oruç tutarlar, Mekke’ye Hacca gidip Kabe’nin etrafında yedi kez dönerler, “Kara Taş” ı (Hacerül Esved) kutsal sayar onu öper ve günde dört veya beş vakit namaz (salat) kılarlar, şeytan taşlarlardı. (Is Allah the Same God as The God of Bible?, M. J. Afshari, p 6, 8-9, İslam, Beliefs And Observances, Caesar E. Farah) Sabiilik, yıldız kültüne sahip bilinen en eski pagan dinidir. İlginçtir ki Sabiiler de 3 vakit namaz kılar ve 1 ay oruç tutarlardı. Farz orucun dışında nafile oruçlara da sahiptiler. (İbn Nedim, El Fihrist, s. 442-445)

    KAYNAK: 1-(Is Allah the Same God as The God of Bible?, M. J. Afshari, p 6, 8-9, İslam, Beliefs And Observances, Caesar E. Farah,2-İbn Nedim, El Fihrist, s. 442-445)

    Arapça dili etimiyolojisi incelendiğinde ise, Ramazan/Ramadan sıfat olup “YAKAN KAVURAN” anlamlarına gelir. Bu kök Kuran’da bir kere geçtiğinden karşılaştırma yapma imkanımızda malesef yoktur.

    Ancak, dolaylı olarak anlamını teyit edebiliriz. 2:217 gibi ayetler “EŞŞEHRİL HARAM”’da büyük bir savaşın olduğunu söyler. Yine, 9. Sure antlaşmayı bozan müşriklerle yapılan savaşı anlatır. 9:81 ayeti müşriklerin sıcaktan korktuklarından bahseder. Hemen sonraki ayette (9:86), O dönem inen bir ayetten bahseder ve 2:185den bildiğimiz gibi. “ŞEHR-İ RAMAZAN” Kuran’ın indiği zamandır. Bu da ŞEHR-İ RAMAZAN” İle “EŞŞEHRİL HARAM”’ arasında yeni bir bağ sağlar.

    BAKARA SURESİ, 285 . AYETİ İNCELEYELİM ŞİMDİ:

    2:185 “Şehr-i ramazan”; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur’an, onda indirilmiştir. O halde kim EŞ-ŞEHR’E TANIK OLURSA onu oruçlu geçirsin. Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez. Tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah’ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulmaktadır. BAKARA SURESİ-185

    Klasik (Eski) Arapça Sözlüklerinden olan bu kelimenin etimolojisi incelendiğinde, aynı kökten gelen “ EŞHERAT” sözcüğü, Hamileliği ilerlemiş bir kadını anlatmak için kullanılır. “ŞEHİRET” kelimesi de benzer şekilde geniş ve kilolu bir kadını anlatmak için kullanılır. Yani gerek kelimenin kendi ve gerekse aynı kökten gelen kelimelerin tüm etimolojik anlamları incelendiğinde “GENİŞ OLAN”GÖZE ÇARPAN”anlamı ve manası ön plana çıkmaktadır.

    Peki “geniş olan”,göze çarpan” ayet dikkete alındığında ne anlama gelir? Ayet Kur’an’ın indiği zamanı anlatmaktadır. Araplarda zaman ( hicri takvim guneşi degil ayı esas alır) ayın konumuna göre belirlendiğine göre, Burada ayın dolanay konumuna dikkat çekilmiştir.

    Söz konusu açıklamalar sonucunda ayet çevirimizi tekrar yapalım:

    2:185 “…YAKAN, Kavuran Günün dolunay vakti; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur’an, İşte o vakit indirilmiştir. O halde kim dolunaya TANIK OLURSA onu oruçlu geçirsin. Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez. Tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah’ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulmaktadır….BAKARA SURESİ-185

    Açık olarak görüldüğü gibi ayette oruç için sayı ifadesi hiçbir şekilde geçmez. Ayette geçen ramazan/Ramadan ifadesi ise, Kur’an’nın indiği zaman tasvir edilmektedir. Yani dil bilim açısından bu kelime yakan/kavuran/sıcak manalarına gelen bir sıfattır.

    Öte yandan yine belirtmek gerekir ki:

    ALLAH dilese idi, pek ala basitce “otuz gün oruç tutun ramazanda” yahut “kırk gün oruc tutun ” da diyebilirdi. Buna ragmen Yüce ALLAH böyle birsey söylememişdir.

    Oysa Yüceler Yücesi Allah Kur’an’nında birçok ayette sayılardan bahseder.

    7.142 “…Mûsa ile otuz gece için vaatleştik. Ve bunu, bir on ekleyerek tamamladık. Böylece Rabbinin belirlediği süre kırk geceye ulaştı. Mûsa, kardeşi Hârun’a dedi ki: “Toplumum içinde benim yerime sen geç, barışçı ol, bozguncuların yolunu izleme!…”

    Görüldügü gibi ALLAH aciz olmayandır (hasa) gerektiği yerde Sayıları kullanandır. Bakın Yüce Allah Ramazan orucu ile ilgili bir sayı belirtmezken, Ne hikmetse Hz Musa ile nasıl vaadleşdigini, kaç gün Tur dağında durdugunu ayetine almaktadır. Demek ki ALLAH dileseydi pek ala günlerin sayısını da belirtebilirdi.

    Alevi-Bektaşi, Ramazan orucunu 3 (üç gün) tutandır. Çünkü Allah “sayılı gün” den ne anlaşılması gerektiğini, yine Kur’anın da açıklayandır.

    Allah’ı sayılı günlerde anın. Kim hemen iki gün içinde işini bitirirse ona günah yoktur. Kim de bunu geciktirir-ertelerse, sakınıp korunduğu takdirde ona da günah yoktur. Allah’tan sakının ve bilin ki, siz O’nun huzurunda haşredileceksiniz…” BAKARA-203

    Peki Peygamber Efendi’mizin sünneti nasıldır? Peygamber’imiz söz konusu ayetten öncede sonrada sürekli oruç tutandır. Peygamber sadece Ramazan’da oruç tutmuştur bundan başkada oruç tutmamıştır diyenler yalan ve ve iftira atmaktadırlar bakınız. Bir-çok sünni kaynakta Peygamber’in her hafta oruç tuttuğunu, muharrem orucunu eda ettiği belirtilir.

    Yine bir çok kesin hadis ve Rivayette, Peygamber’imizin hem ramazandan önce hem sonra oruc tuttugunu ve bu orucun üç gün ile 10 gün arası oldugunu biliyoruz. Söz konusu Hadis ve rivayetler incelendiğinde Ramazan orucunun 3 ila 10 arasında olduğu ortaya çıkmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki Kur’an bu orucunun adına RAMAZAN ORUCU DA DEMEZ. RAMAZAN BİR VAKTİN ZAMANIN TASVİRİDİR. Kurani Kerim’de orucların isimleri yokdur!

    Bakınız : Oruç ayetleri gelmeden öncede ve sonrada peygamber’in oruç tuttuğuna dair SÜNNİ HADİS KAYNAKLARINDAN DAYANAKLAR SUNALIM..

    Hüneyde İbnu Hâlid hanımından, o da Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın zevcelerinden birinden anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselâm) Zilhicce’den dokuz günle Aşura günü oruç tututardı. Bir de her aydan üç gün, ayın ilk pazartesi ile perşembe günü oruç tutardı.”Ebu Dâvud, Savm 61, (2437); Nesâi, Savm 83, (4, 220).

    3140 – Muâzetu’l Adeviyye anlatıyor: “Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’den sordum: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) her ay üç gün oruç tutar mıydı?”“Evet!” diye cevap verdi. Ben tekrar:“Ayın hangi günlerinde tutardı?” dedim.“Hangi günde oruç tuttuğuna ehemmiyet vermezdi” diye cevap verdi.”Müslim, Sıyâm 194, (1160); Ebu Dâvud, Savm 70, (2453); Tirmizi, Savm 54; (763).

    3122 – Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselam), bazan olurdu bir ay boyu oruç tutmazdı ve o aydan hiç oruç tutmayacağını zannederdik. Bazan da (öylesine ara vermeden) tutardı ki, o aydan hiç bir günü oruçsuz geçirmeyecek zannederdik. Sen onu, geceleyin namaz kılarken görmek istesen mutlaka görürdün. Geceleyin uyur görmek istesen mutlaka görürdün.”Buhari, Savm 53, Teheccüd 11; Müslim, Sıyâm 180, (1158); Tirmizi, Savm 57, (769).

    3127 – Kays İbnu Sa’d İbnu Ubâde (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Biz Aşura günü oruç tutuyor ve sadaka-ı fıtrı ödüyorduk. Ramazan orucunun farziyyeti ve zekat emri inince artık onunla emredilmedik, ondan yasaklanmadık da, biz onu yapıyorduk.”Nesai, Zekat 35, (5, 49).

    Kaynak: Mustafa Cemil KILIÇ, Hangi Sünnilik

    SORU:30 GÜNLÜK RAMAZAN ORUCUNUN KAYNAĞI NEDİR? ALEVİLER NEDEN 30 GÜN TUTMAZ?

    Nisa Suresi ve Ramazan Orucunun Kaynağı

    Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’in Ahzap-62 ve Fetih-23 ayetlerinde, Allah’ın yasalarında, ayetlerinde ve sünnetinde değişiklik bulamazsınız diye buyurmaktadır.

    Yine BAKARA SÜRESİ 183. AYET` TE

    ` Ey iman sahipleri! Oruç sizden öncekiler üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu sayede korumanız umulmaktadır` denilmektedir.

    Tüm peygamber’lere farz olan ve ve 3 büyük dinde tutula ortak oruç Muharremdir. Ramazan isminde 30 gün tutulan bir oruç diğer Peygamberler döneminde olmadığı gibi, esasında Peygamberin ölümünden sonra yezit zamanında ortaya çıkarılmıştır. ve Kaynağını ise Nisa Suresi 92. ayetten alır: Şöyleki :

    NİSA SÜRESİ AYET-92 : “…Herhalde bir Müslüman` a layık değil ki haksız olarak bir Müslüman ` ı bile bile öldüre . Meğer ki hataen bir ok veya silah gazası ola . Her kim bir Mümin` in bilmeden ölümüne sebep olsa bile esir düşmüş bir Müslüman kulu veya cariyeyi azad etmek üzerine farz olur.Ayrıca ölenin ailesine diyet vermelidir.Meğer ki ölünün ailesi diyet almayalar ya da bağışlayalar.Eğer ölü sizin düşmanınız olan bir topluluktan olsa bile Mümin `dir.Katilin üzerine kadın ya da erkek bir esiri azad etmek borçtur.O da idama mahkum oluş boynunu zincirden kurtarıp serbest bıraktıra.Aranızda anlaşma olan bir topluluktan olsa bile mirasçılara diyet verilmesi gerekir.Ancak Asker ya da yoksul olup esir,cariye veya idam mahkumu azad etme gücü ve parası olmayan KATİLLERİN HEPSİNİN İKİŞER AY VEYA BİR AY ORUÇ TUTMALARI ÜZERİNE FARZ VE BORÇTUR.BU ORUÇ BORCU VE FARZ EMRİ İNSAN ÖLDÜRMEMELERİ İÇİN MÜSLÜMANLARIN ÜZERİNE ALLAH` IN FARZ KILDIĞI BİR KATİLLİK NİŞANIDIR Kİ TÖVBE EDİP KİMSEYİ ÖLDÜRMEYELER. ALLAH HERŞEYİ BİLİR.`Denilmektedir.

    4 Kitapta farz ve hak olan muharrem orucu dışında tüm inanlar üzerine herhangi bir oruç farzizası olmadığı gibi, Nisa Suresi 92 ayette belirtilen kusurları işleyenler için, Ramazan ayı içerisinde af olmaları ve yaptıkları cinayetlerin bedeli olarak KATİLLİK ORUCU BU KİMSELER ÜZERİNE FARZ OLMUŞTUR.

    Nitekim:BAKARA SÜRESİ 185. AYET` te

    “….Ramazan Ay` ında eğriyi doğrudan ayırıp doğru yolu gösterici Kur`an-ı bazı ayetleri indi.SİZLERDEN HER KİME Kİ FARZ OLDU BU AYLARDA ORUÇ TUTSUN…” denilmektedir.

    İmam Hüseyin` in Kerbela` da şehit edilmesinden sonra 4 kitapta farz ve hak olan Muharrem Orucu YEZİT tarafından yasaklanmış otuz günlük KATİLLİK ORUCU tutturulmuştur.Abbasi` lerde otuz günlük KATİLLİK ORUCU` NU MİZRAKİ İLMİHAL kararı ile ve kılıç zoruyla Türkler` e ve Acem` lerde tutturmuşlardır.

    Yezit, kerbela katliamından kurtulan İmam Ali Zeynel Abidin` i halkın isyan etmesinden korkarak Medine` ye göndermiş İmam Zeynel Abidin` in serbest bırakılması Yezit` e isyanı durdurmuş ancak halkın kerbela katliamını yapan katillere duyduğu kin ve nefret duygularını bastıramamış.Bunun üzerine Yezit askerlerine ve kendisine bağlı bulunanlara NİSA SÜRESİ` nin 92. Ayet` inde emredilen KATİL ORUCU` nu tutmalarını emreden bir ferman dağıtmış ve bu Oruc` u tutmayanları öldürtmüştür.Böylece hem yer yer ayaklanan halkın isyanını önlemiş hem de iktidarını sağlamlaştırmıştır.Yezit` le başlayan bu gelenek günümüzde de devam etmektedir.

    Teravih Namazı var mı ? Nerden gelir?Kur’an ve peygamber sünneti dışı bidad sünni ibadetlerden bir tanesi de, Ramazan ayı akşamlarında kılınan Caferilere göre nafile ve Ehl-i Sünnete göre de teravih namazıdır…

    Tarihi kaynaklar yani, gerek sünni gerek şii ve gerekse alevi kaynaklar, Teravih namazının ikinci halife Ömer b. Hattab’ın kendi içtihatına binaen ortaya çıkan bir namaz olduğunu göstermektedir.

    Kısacası teravih namazı, Halife Ömer tarafından çıkarılmıştır.

    Zira teravih namazını Peygamber getirmediği gibi böyle bir sünnette ortada yoktur. Bu namaz ne Peygamber’in zamanında ve ne de birinci halife Ebu Bekir’in döneminde vardı.

    Allah’u Teala Kur’an-ı Kerim de sadece Cuma suresinde belirtilen yani sünnilerin cuma namazı Alevilerinde perşembe akşamları Cem ibadeti ndeki namazlarda cemaatla kılınmasının sünnet olduğunu Peygamber aracılığı ile emir buyurmuştur

    Yine bunların yanı sıra, fıtır bayramı, kurban bayramı, ayat namazı ve meyyit ( cenaze) namazlarının da cemaatla toplu olarak kılına bileceğinin meşruluğunu bildirmiştir.

    Bunun dışında cemaatle toplu namaz islam inancında yoktur. Bu baglamda alevi/bektaşi islam anlayışında tek toplu namaz cem ibadetidir ( perşembe gecesi eda edilen Cuma namazıdır).

    Peygamber bilakis şahsen, namazları cemaat olmaksızın tek olarak kılıyor ve müminlerinde da böyle kılmaları içinde onları da teşvik ediyordu.İman edenler de Peygamberin yaptığı gibi bu namazları/niyaz kılıyorlardı. Hicretin on üçüncü yılına kadar da Ebu Bekir hayatta iken bu namazlar bu şekilde kılınıyordu.

    Hemen belirtelim ki NAMAZ KELİMESİNDEN KASIT SADECE SALATTA DEĞİL ( Kur’an da namaz kelimesi geçmez, SALAT kelimesi gecer.) KİMİ ZAMAN DUA’DIR.. yoksa rukulu secdeli, kıyamlı anlamda SÜNNİ ANLAMDA namaz da KUR’AN-İ değildir.( Kur-an da salatın şekli yoktur.)

    Zira hemen belirtelim ki, sünni ve şiilerin kıldıkları namaz şekil itibariyle peygamber namazı olmayıp, abbasi halifesi caferül mansur zamanında formülize edilmiştir

    Örneğin malikiler, hanbeliler sünni ve şiilerden farklı şekilde namaz kılarlar, tekbir getirip elleri kulağa getirme yoktur ve daha birçok değişik şekilde namaz da vardır.

    PEKİ BU SÖYLEMLERİN KANITI DELİLİ NEDİR?

    Alevi/Bektaşi kaynaklarından delil getirsek burun kıvırıp kabul edilmeyecek. SÜNNİ İNANCININ EN GÜVENİLİR KAYNAKLARINI SUNALIM:

    Ömer b. Hattab başa geldiğinde o yılın Ramazan orucunda bir değişiklik yapmadan amel etti. Ama hicretin on dördüncü yılının Ramazan ayında bir grup sahabe ile birlikte camiye geldi, insanların kimisini rükuda, kimisini kıyamda, kimisini secde de ve kimisini de oturmuş halde müstehap namaz kıldıklarını gördü. Bir grup cemaatta tesbih getirmekle, Kuran okumakla Tekbir getirmekle veya namazın selamını vermek ile meşguldüler. Ömer bu manzaradan hoşlanmadı ve onu daha iyi bir hale getirmeyi kararlaştırdı. Sonrasında da Ramazan ayının ilk akşamlarında onlara teravih namazını teşr’i etti ve herkesin cemaat halinde ona katılmalarını emretti. Daha sonra bu emri bütün İslam beldelerine yaydı.Sahih-i Buhari, c.1, s.233, Kitab-ul Salatu-t Teravih, Sahih-i Müslim, c.1, s.283, Kitab-u Salatul ve kesruha, babu Terğibu fi kıyami Remazan ve huve-t teravih

    Buhari Teravih“…Abdurrahman b. Abdu Kari’den şöyle rivayet eder; Ramazan ayı akşamlarından birisinde Ömer ile birlikte camiye gittik, insanları, grup-grup dağınık bir halde gördük. Ömer şöyle dedi; Bana göre eğer bunlar bir imama bağlansaydılar daha iyi olurdu. Daha sonra Ubeyy b. Ka’b’ın onlara cemaat imamı olmasına dair emir verdi. Ertesi akşam onunla birlikte camiye gittiğimizde milletin müstehap namazları cemaatle kıldıklarını gördük. Öme

    halife Ömerin, “…Bu ne güzel bir bid’attır..” sözüne dikkat edilmelidir. Onu bid’at olarak nitelemesinin sebebi, ne peygamber ne de halife Ebubekir döneminde böyle bir namazın olmayışındandır.

    Şii kaynaklarına baktığımızda ise, Ebu Velid Muhammed b. Şehne Revzat-ul Menazir adlı tarih kitabında hicri 23 yılının olaylarını anlatırken Ömer’in vefatından bahsediyor ve şöyle diyor;

    …Ömer çocuğu olan kenizlerin satılmasını nehyeden ilk kişiydi. Cenaze namazında dört tekbir söylenmesini emreden ilk kişiydi. Ve teravih namazının cemaatle kılınmasını insanlara emreden ilk kişiydi!..”

    Şii Celaleddin Suyuti’de Tarih-ul Hülefa adlı kitabında Ebu Hilal Askeri’den, Ömer’in ilk olarak yaptığı işleri anlatırken şöyle diyor;

    Ömer Emir-el Müminin olarak adlandırılan ilk kişidir! O teravih namazının cemaatle kılınmasını ilk olarak emredendir…”

    Acaba Ömer, Allah ve Resulünden dine daha mı iyi vakıftı? Bu sözü söylemek doğru olur mu? Eğer doğru değilse, Peki Ömer neden Allah ve Resulü tarafından böyle bir namaz yokken üstelik cemaatle kılınmasına emir de yokken , kendi kafasından namaz uydurup dine ilave yaptı? Acaba Ömer bu yaptığı işle Allah ve Resulünden öne düşmüyor mu? kendi kafasından din uydurmuyor mu* dine ilave yapmıyor mu*

    RAMAZAN /ŞEKER BAYRAMI ASLI NEDİR?

    Araplar Ramazan Bayramına IYD’UL- FITR yani “YEME İÇME BAYRAMI” derler. Kökeni İslam öncesi putperest inancına dayanır. Islam öncesinde araplar, yılın bu gününde yılda birkez evlerini fakirlere açar , yedirir içerirlerdi. Yani 30 gün sünni perhiz orucu ile bu bayramın bir alakası yoktur.

    ■Bu bayrama şeker bayramı denmesi ise şu nedenledir: Emevilerin hemen ileri gelenleri Bedir’de Uhut ta ve Hendek savaşlarında Hz . Ali tarafından öldürülmüştür. Emeviler bu nedenle Hz. Muhammed’e Hz. Aliye kin duyarlar.Bedir savaşından sonra intikam almaya yemin eden muaviye, Peygamberin vefatından sonrada boş durmadı. Hele ki akrabası olan üçüncü halife osman zamanında iyice azgınlaştı. Halife osmanın suikaste uğraması neticesinde bu olay üzerinden İmam Ali’ye iyice cephe almaya başladı. Neredeyse bütün tarihçilerin söylediği gibi amacı osmanın intikamı almak değil, halifeliği ele geçirme çabasıydı. Sonunda lanet ibn-i mülcem tarafından emeline nail oldu. Ramazan ayının yirmibirinci günü şehit olan İmam Ali’nin ölüm haberi Kufeden Şam’a gelen kervanlar vasıtasıyla Ramazan ayının son günlerinde muaviyeye bildirildi. İmam Ali’nin ölüm haberini alan muaviye sevincini şam halkına şeker şerbet dağıttırarak kutladı.

    ■Ramazan ayında ki orucun Kuran’a göre ”dolunayın göründüğü sayılı günlerde” ki açıklaması dikkate alındığında tutulan otuz günlük orucunda İmam Ali’nin kefareti için tutulduğu artık bir gerçektir. Kefarete kanıt olarak şu örneğide verebiliriz. Kuran’da adam öldürmenin cezası iki ay peş peşe oruç tutmaktır. Muaviye eliyle bir aya düşürülen kefaret orucunu bozmanın cezası 61 gün oruç tutmak deniyor. Nedeni de bunu tutmazsan asıl kefaret olan iki ayı tutarsın demektir.Çünkü Allah Kuranda tutamadığın günler sayısınca tutun diyor.

    KAYNAK:

    Kaynak:

    1- Karacaahmet sultan web sitesi, http://www.________________/makalele…rem-orucu-.htm

    2-Mustafa Cemil KILIÇ, HANGİ SÜNNİLİK?

    3-Sahih-i Buhari, c.1, s.233, Kitab-ul Salatu-t Teravih, Sahih-i Müslim, c.1, s.283, Kitab-u Salatul ve kesruha, babu Terğibu fi kıyami Remazan ve huve-t teravih

    4-Sahih-i Buhari,c.1, s.342

    5-Ebu Velid Muhammed b. Şehne Revzat-ul Menazir

    6-Celaleddin Suyuti’, Tarih-ul Hülefa

    Allah Eyvallah

  • Gizli Hazinenin Kapısı: Küntü Kenz Sırrı ve Nur-u Muhammedî

    EY TALİP! Ol Kur’an… Zamanın ve mekanın ötesinde iç içe geçmıs olarak her idrak seviyesine ayrı ayrı hitap edecek şekilde indirildi. Ve dahi Hakk Hitabının bir zahiri bir batını vardır. Keza ilim ve bilim menzilinde yol alana denildi ki; Andolsun ki biz sana tekrarlanan yediyi (Seb’an mine’l-Mesânî) ve yüce Kur’an’ı verdik.”

    SIR-I SIR EYLE! HAKİKAT BAB-I ESRARINI, EHL-İ ŞERIAT KAPISINDA FAAŞ EYLEME

    AŞK OLSUN SIRRA ERENLERE! AŞK OLSUN SIRRIN BEKÇİLERİNE!

    EDEB ERKAN

    Sukut-LİSAN

    Mü’mine NİŞAN

    Tasavvufun ve varoluşun en derin noktasında yankılanan bir ses vardır: “Ben bir gizli hazineydim…” Bu cümle, sadece bir yaratılış hikayesi değil; varlığın neden var olduğunun, sevginin ve nurun kaynağının bir beyanıdır. Tarih kitaplarının, özellikle de Tarih-i Caferi gibi kaynakların satır aralarında saklı kalan bu muazzam keşfi gelin birlikte inceleyelim.

    Varlığımızın delillerini onlara hem dış dünyada (afak) hem de kendi nefislerinde (enfüs) göstereceğiz ki, O’nun hak olduğu onlara iyice belli olsun.” FUSSİLET SURESİ-53

    Bilinmeyi Dileyen Aşk: “Ene Küntü Kenzen”

    Varlık henüz yokken, zaman ve mekan bir hayal dahi değilken, Hakk Teala kendi zatının tecellisini görmek diledi. Bu dilek, kuru bir irade değil, bir Muhabbet-i Zat coşkunluğuydu.​

    Davud Peygamber, kalbindeki o büyük merakla sordu:

    Ey Rabbim! Bu varlıkları yaratmandaki hikmet nedir?”

    Cevap, bugün ariflerin gönlünde titreyen o kutsi hadis ile geldi:

    Ben gizli bir hazineydim; bilinmeyi istedim (diledim), kendi kendime muhabbet ettim ve bu halkı yarattım. Gizli hazinemi böylece aşikâr eyledim.”

    Nurun İlk Zerresi: Muhammed ve Ali’nin Birliği

    Allah göklerin ve yerin nurudur./IŞIK/ENERJİ..”NUR SURESİ-35

    Metinlerde anlatılan o ki; henüz gökler, melekler, Levh ve Kalem, Arş ve Kürsi yaratılmamışken, Hakk Teala kendi cemalinin nurundan bir avuç nur tuttu. Bu nur, Muhammed ve Ali’nin nuruydu. Bu yaratılışın en dikkat çekici noktaları şunlardır:

    “…Allah onları sever, onlar da O’nu severler…” Maide Suresi-54

    ​Öncelik ve Sonralık: Bu iki nur, yaratılışın “ilk” başlangıcı olduğu gibi, ahir zamanda gelecek olan “son” sözün de sahibidirler.​

    Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandil yuvası gibidir…” NUR SURESİ-35

    Asırlık Secde: Bu nur yaratıldığında, Hakk’ın emriyle tam 124 bin dünya yılı boyunca kesintisiz bir secde ve hizmet halinde kalmıştır. Bu, varlığın temelinin ibadet ve teslimiyet üzerine atıldığının nişanesidir.

    İnci İçindeki Alem: Maddenin Ötesindeki Şehirler

    Nurdan sonra, Muhammed ve Ali’nin parıltısından muazzam bir “İnci” (Cevher) yaratıldı. Bu inci öyle bir büyüklüktedir ki, çevresini dolaşmak beş yüz yıllık bir yolculuğa bedeldir.

    ​Henüz Cebrail ve bildiğimiz melekler sahneye çıkmamışken, bu nurani cevher içerisinde bambaşka alemler varedildi:

    Doğu da Allah’ındır, batı da. Nereye dönerseniz Allah’ın vechi (yüzü/tecellisi) oradadır…” BAKARA-115

    ​1- 70 Bin Şehir: Biri diğerinin üzerinde yükselen, her biri bu dünyadan 70 kat daha büyük şehirler.

    ​2- Bilinmeyen Mahlukat: Her şehirde yaşayan 70 bin çeşit varlık. Onlar ne bildiğimiz melek, ne insan, ne de cindi. Onlar, “Gizli Hazine”nin keşfedilmeyi bekleyen diğer sırlarıydı.

    ​”Küntü Kenz” sırrı bize anlatır ki; dünya ve içindekiler tesadüfi birer madde yığını değil, ilahi bir muhabbetin, bir aşkın ve parlayan bir nurun yansımasıdır. Bizler, o “Gizli Hazine”nin birer parçasıyız.

    Tekillikten Çoklu Evrenlere: Küntü Kenz ve Modern Fizik:

    ​1. Büyük Patlama (Big Bang) ve “Bilinme” Arzusu

    Bilim, evrenin bir “Tekillik” (Singularity) noktasından başladığını söyler; boyutsuz, sonsuz yoğunlukta ve her şeyi içinde barındıran bir “nokta”. Tasavvufun “Gizli Hazine” dediği bu durum, aslında tüm olasılıkların içinde saklı olduğu o ilk potansiyel enerjidir. Modern fizik bu başlangıcı bir patlama (genişleme) olarak görürken; maneviyat, bu patlamayı ilahi bir “Aşk ve Bilinme Arzusu” olarak tanımlar. Evrenin genişlemesi, “Gizli Hazine”nin her an yeni bir boyutta açığa çıkmasıdır.

    ​2. Nur-u Muhammedî ve İlk Parçacık (Higgs Bozonu)

    ​Metinde bahsedilen, her şeyden önce yaratılan ve tüm varlığın özünü oluşturan o “Nur“, modern fizikteki “Higgs Alanı” veya parçacıklara kütle veren o ilk enerji alanıyla benzerlik gösterir. Işık (Nur), evrendeki en temel hız limitidir ve aslında bilginin (enformasyonun) taşıyıcısıdır. Nur-u Muhammed ve Ali, evrensel ana yazılımın (kodun) ilk satırları gibidir; tüm paralel evrenler bu ana kodun farklı varyasyonlarıdır.

    3. 70 Bin Şehir ve Paralel Evrenler (Multiverse)

    ​Metinde geçen “Biri diğerinin üzerinde yetmiş bin şehir yarattım” ifadesi, günümüzün M-Kuramı (Sicim Teorisi) ve Çoklu Evren modelleriyle çarpıcı bir uyum içindedir.

    Kuantum Üst Üste Binme (Superposition): Bilim, bir parçacığın aynı anda birçok farklı durumda olabileceğini söyler.​

    Boyutlar: Metindeki “derinlik ve yükseklik bakımından 500 yıllık yol” tasviri, bizim 3 boyutlu algımızın ötesindeki 11 boyutlu evren modelini anımsatır. 70 bin şehir, aslında aynı anda var olan ama farklı frekanslarda titreştiği için birbirini görmeyen “Paralel Evrenler” veya “Katmanlı Boyutlar” olabilir.

    ​4. Holografik Evren ve “İnci” Sembolü

    Metindeki o devasa “İnci”, modern kozmolojideki “Holografik Evren” ilkesine karşılık gelir. Bu ilkeye göre, evrenin tüm bilgisi onun sınır yüzeyinde (parçacığında) saklıdır. Tıpkı bir incinin içindeki yansımalar gibi, yaratılan her küçük parça (mikrozerre), aslında bütünün (Gizli Hazine’nin) bilgisini taşır. İnsan, bu devasa veritabanının “bilinçli” gözlemcisidir.

    Göklerde ve yerdeki her şey O’nu zikreder.”

    bilimiyle bakarsak; atom altı parçacıkların sürekli titreşimi (String Theory), aslında o ilk “Nur”un bitmek bilmeyen raksıdır. Bizler, bu devasa kuantum bilgisayarında, o “Gizli Hazine”nin kendisini seyrettiği gözleriz.

    ALLAH EYVALLAH

    HAZIRLAYAN: Serkan HORUZ

    KAYNAKÇA:

    • Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ: (Cilt 2, s. 132). Bu eserde “Küntü kenzen mahfiyyen…” ifadesinin tasavvuf ehli arasındaki yaygınlığı ve manası incelenir.
    • İbnü’l-Arabî, Fütuhat-ı Mekkiyye: Varlığın yaratılış hiyerarşisini ve “Aşk” (Muhabbet) unsurunun yaratılıştaki temel rolünü bu eserde detaylandırır.
    • Tarih-i Caferî (Cafer-i Sadık Buyrukları): Alevilik-Bektaşilik geleneğinde yaratılışın “Nûr-u Muhammed-Ali” ile başladığına dair temel anlatıların kaynağıdır.
    • Mir’at-ı Kâinat (Nişancızâde): Cihanın yaratılışını, Levh-i Mahfuz, Kalem ve Nur-u Muhammedî ekseninde anlatan kapsamlı Osmanlı dönemi eseridir.
    • Envarü’l-Aşıkin (Ahmed Bican): “Nur-u Muhammedî”nin ve o “İnci”nin (Cevher) yaratılış evrelerini halkın anlayacağı dilde anlatan klasik bir kaynaktır.
    • Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü: “Küntü Kenz”, “Zat”, “Sıfat” ve “Tecelli” kavramlarının açıklamaları.
    • Şerh-i Hutbetü’l-Beyan: Hz. Ali’ye atfedilen ve yaratılışın sırlarını içeren hutbenin şerhleri

  • Şah Hatayi’den Elçibey’e: Celal Abbas Ocağı ve Safevi Ruhu

    Tarih, sadece kitaplarda yazan bir kronoloji değil; ocaklarda pişen, meydanlarda ikrar verilen ve nesilden nesle aktarılan bir bilinçtir. Bu bilincin en saf hali, Anadolu’dan Azerbaycan’a uzanan Safevi Kızılbaş Türkmen ruhunda gizlidir.

    1502 ARZİNCAN/ERZİNCAN(ERZİNCAN ŞAH İSMAİL SAFEVİ DEVLETİ VİLAYETİDİR)

    Kuruluşun Kalbi: Erzincan Tercan Sarıkaya Höbek Yaylası Kurultayı

    ​Pek çok tarihsel anlatı Safevileri uzak coğrafyalarda arasa da, devletin asıl mayası Anadolu’da çalınmıştır. 9 Eylül 1501 tarihinde Erzincan’ın Tercan ilçesi, Sarıkaya yaylası Höbek Dağı’nda gerçekleştirilen Büyük Türkmen Kurultayı, bir devletin değil, bir halkın uyanışının tescilidir. Dedelerimizin ve Pirlerimizin öncülüğünde, Alevi-Bektaşi ocaklarının bir araya gelmesiyle temelleri atılan bu devlet, özbeöz bir Türk devletidir.

    ​Şah Hatayi ve Türkçenin Zaferi

    ​Safevi Devleti’nin kurucusu Şah İsmail (Şah Hatayi), sadece bir hükümdar değil; dergahta, cemde ve halkın içinde Türkçeyi sancaklaştıran bir Pir’dir. Cem erkanımızın anayasası sayılan İmam Cafer Buyruğu’nun yazarı olarak, ibadet dilini ve toplumsal nizamı Türk diliyle mühürlemiştir. Kendi özünü yitirmiş, yabancılaşmış toplulukların aksine; “Hak-Muhammed-Ali” yolunu kendi diliyle yürüyen bu asil ruh, bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır.

    ​Celal Abbas Ocağı: Yönetenlerin Sofrası ve Elçibey

    ​Azerbaycan’ın bağımsızlık önderi ve 1. Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey, bu zincirin en kuvvetli halkalarından biridir. Elçibey, sadece bir siyasetçi değil, Celal Abbas Ocağı’nın bir Dedesi ve Seyyididir.

    ​Tarihsel Gerçek: Celal Abbas Ocağı, Şah İsmail Safevi Devleti’nin doğrudan yönetici ailesidir.

    ​Elçibey’in bağımsızlık mücadelesindeki o tavizsiz duruşu, koltuğu terk ederken gösterdiği dervişane vakar ve Türk dünyasına olan sarsılmaz imanı; onun bu yönetici ocak kültüründen, yani Safevi devletini kuran iradeden gelmektedir. O, atalarından devraldığı “Ocak” emanetini, modern Azerbaycan’ın temellerine yerleştirmiştir.

    ​Özümüze Dönüş:

    ​Bugün Şah Hatayi’ye, onun Türkçesine ve temsil ettiği değerlere saldırıda bulunanlar, aslında Türkmen ruhuna ve bu kadim ocakların birleştirici gücüne saldırmaktadır. Ancak bilinmelidir ki; Tercan’daki kurultaydan Keleki’deki Elçibey’in evine kadar uzanan bu yol, “Eline, beline, diline sadık” olanların yoludur ve bu ateş sönmeyecektir.

    ​Hazırlayan: Serkan HORUZ

    KAYNAKÇA

    • Akademik Tez ve Makaleler:​Yıldırım, C. (2023). “Sarıkaya Yaylası’nda Kızılbaş Devleti’nin Kuruluş Kurultayı.” ISAM Veri. [1]​İstanbul Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü. “Ebülfez Elçibey’in Hayatı, Faaliyetleri ve İdeolojisi.” (Tez No: ET003023, ET002744). [2, 3]​Karadeniz, Y. (2019). “Erdebil Tarikatı’ndan Safevi Devleti’ne Siyasallaşma Süreci ve Meşruiyet Meselesi.” Akademik Matbuat. [3]​Azamat, N. (1995). “Erdebîlî Alaeddîn.” TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt 11. [3]​”Mir Ali Hoca ve Türbe Mütevelliliği Üzerine Araştırmalar.” Vakıflar Dergisi.
    • Tarihsel Kitaplar ve Literatür:​Afatoğlu, İ. (2023). Denizli Alevi-Bektaşi Tarihi. (Safevi Devleti’nin Kuruluşu ve Sarıkaya Kurultayı bölümleri).​Karakaya-Stump, A. Osmanlı Anadolusu’nda Kızılbaş Aleviler. (Celal Abbas Ocağı belgeleri ve şecereleri).​Hacıyeva, M. (Ed.). (2018). Elçibey Bele Deyirdi. Bakü: Kitabıstan. [3]​Rumlu Hasan. (2004). Ahsenü’t-Tevârîh. (Safevi Devleti’nin Kuruluş Süreci). [1]
    • Resmi Arşiv ve Ocak Kayıtları:​Ebülfez Elçibey Özel Arşivi: 1758 (Hicri 1172) tarihli, beş mühürle tasdik edilmiş resmi aile şeceresi. [4, 3]​Celal Abbas (Kiştim Evliyası) Vakfı Kayıtları: 1309 tarihli tasdikli soy şeceresi ve ocak silsilesi. [5]​Alevi-Bektaşi Ocakları Veri Tabanı: Celal Abbas ve Ali Abbas Ocakları coğrafi ve manevi haritalaması. [6, 7]
    • Dijital Kaynaklar ve Biyografiler:​Elçibey Resmi Web Arşivi (elcibey.wordpress.com). “Elçibey’in Soy Kökeni ve Aile Bağları.” [8]​”Büyük Türk Komutanı Şah İsmail ve Sarıkaya Kurultayı Tarihçesi.” Anadolu Coğrafyası Araştırmaları. [9]
  • YETİŞ YA BOZATLI HIZIR!

    EL KEYF SURESİ/İLM-İ LEDUN SIRRI

    CÜMLE PEYGAMBER’DEN ÜSTÜN YA BOZATLI HIZIR!

    Zulüm deryasında nur edip gelen
    Hızır îlyas Şahı merdan Ali dir
    Garibin mazlumun halini biten
    Hızır İlyas Şahı merdan Alidir.

    Kur’an-ı Kerim’ de Hızır Peygamber;

    ……Derken orada sevgili kullarımızdan bir kul buldular. Biz ona tarafımızdan bir bilgi öğretmiştik. Musa ona “Sana öğretilen bilgiden bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim” dedi. “Doğrusu sen benimle beraber olmaya dayanamazsın. Aklının almayacağı şeye nasıl dayanacaksın” dedi. Musa ise: “İnşallah beni sabırlı bulacaksın, sorun çıkarmam merak etme” dedi ..

    Madem öyle, eğer bana uyacak isen, ben sana açıklama yapıncaya kadar hiç bir şey hakkında soru sormayacaksın” dedi. Ve yürüdüler. Bir gemiye binince o gemide bir delik açtı.

    Musa:

    “İçindekiler boğulsun diye mi deldin onu, Bu yaptığın çok kötü bir şey” dedi ..

    Hz. Hızır:

    “Benimle beraber olmaya dayanamazsın dememiş miydim?” dedi ..

    Hz. Musa:

    “Tamam, tamam, eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam artık benimle ilişkiyi kesersin, o zaman haklısın” dedi ..

    Yine yürüdüler…

    Nihayet bir kasaba halkına varınca onlardan yemek istediler. Ancak onlar kendilerini misafir etmekten kaçındı. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. O, duvarı onardı ..

    Hz.Musa:

    “İsteseydin yaptığına karşılık ücret alabilirdin” dedi ..

    İşte şimdi, seninle yol ayrımına geldik. Şimdi sana o kabullenmekte zorlandığın şeylerin içyüzünü açıklayacağım” dedi ..

    İlk olarak o tekne, geçimini denizden sağlayan yoksul insanlara aitti. Ben ona hasar vermek istemedim, çünkü peşlerinde bütün sağlam gemilere el koyan bir hükümdar vardı. O gence gelince, anne-babası mümin kimselerdi. Gencin anne-babasını azgınlık ve küfür ile yoldan çıkarmasından korktuk. Rablerinin ondan daha temiz ve merhamete yatkın bir evlat vermesini istedik ..

    Gelelim duvara, o duvar şehirde iki öksüz çocuğa aitti. Altında onlara miras kalmış hazine gömülüydü. Babaları da iyi bir zat idi. Rabbin istedi ki o öksüzler ergenlik çağına ulaşsınlar da Rabbinden bir sevgi ve merhamet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Bak bütün bunlar kendiliğimden yaptığım işler değil. İşte senin bir türlü anlayamadığın olayların iç yüzü” [Kehf suresi 18/65-82. ayetler]

    HAK AŞIKLARIN DİLİNDE HIZIR

    Nesimi yüzüldü Mansur asıldı
    Ali düldüle bindi küffar basıldı
    Nice ulu sular arktan kesildi
    Aktı kör pınarlar ne çaylar oldu
    Ya Hızır ya hızır ya hızır
    Ne çaylar oldu…
    Bismillâh dedim de girdim helâle
    Gözüm açıb baktım bir hûb cemâle
    Sıdk ile çağırdım ceddim Celâl’e
    Eriş Hızır Nebî cârı gözlerim.
    Bin bir ad vardır bir adı Hızır
    Her nerede çağırsam orada hazır
    Ali padişahtır Muhammed vezir
    Bu fermanı yazan Ali değil mî
    Çok günah işledim senin katında
    Eriş Şah-ı Merdan sen imdad eyle
    Kul daralmayınca Hızır yetişmez.
    Yetiş Hızır Nebi sen imdad eyle

    Yalvarması boynumuza farz oldu
    Edep erkan Mü’nıiniere ar oldu
    Mü’minn secdesi Hakk niyaz oldu
    Yetiş Hızır Nebi sen imdad eyle
    Kim kalidir mahşehre kalan davaya
    Şah Hasan’a agu verdi Maviye
    İmam Hüseyin mürivet eyle canıma
    Yetiş Hızır Nebi sen imdad eyle
    Musa ka/im ile salayı veren
    İmam Kıza ile mescide giren
    Taki ile Taki canıma gelen
    Yetiş Hızır Nebi sen imdad eyle
    Asker nin askerine katılan
    Kul olup Belh Buhara’da satılan
    Çul Küfe şehrinde nara atılan
    Yetiş Hızır Nebi sen imdad eyle
    Kırklar Cemine beraber gelen
    Server Muhammed’in bacını alan
    Sancağı çekip Zülfikar çalan
    Yetiş Hızır nebi sen imdad eyle
    Fakir Edna’m derki bu sırra eren
    Üstadım Hatayı darına duran
    Tamuda yanar mı nurunu güren
    Yetiş Hızır Nebi sen imdad eyle

    Elaman mürver huzura geldik
    Yardım Eyle bize Bozatlı Hızır
    Yüz sürüp yerlere yardım diledik
    Yetiş yardım eyle Bozatlı Hızır
    Seni seven canlar elini açmış
    Hızır günü diye dua’ya durmuş
    Nebilik, Velilik tek tek sana gelmiş
    Yetiş yardım eyle Bozatlı Hızır
    Kemter Derviş diler özüne himmet
    Mahrum etme beni eyle mürüvvet
    Evliya, enbiyanın yüzü suyu hürmet
    Yetiş yardım eyle Bozatlı Hızır
    Kul Ahmed’im çok ağladı çok güldü
    Boz atlı Hızır bize kılavuz oldu
    Car diyen kulların carına geldi
    Yürü Sultan Hızır car günün geldi
    Yetiş merdan Ali car sende kaldı
  • KANDİL GECELERİNİ ALEVİ BEKTAŞİLER KUTLAR MI?

    SORDULAR: Alevi Bektaşiler kandil gecesi kutlar mı? Alevi Bektaşi geçmişinde Kandil geceleri var mıydı?

    CEVAP: Kandil geceleri, Kur’an da olmayan Hz. Muhammed zamanında da kutlanmayan dahası 12 İmam devrinde de rastlanmayan dine sonradan eklenen Bi’dat’lardandır. Yani dinden degildir bir gelenek/adettir. Bir kutsiyeti yoktur. Inananların Allah’a yönelmelerinde elbette bir sakınca yoktur. Fakat bunu dinden göstermek yanlıştır. Dogrusu, dine sonradan dahil olmuştur. Mevlid-i Şerif ise miladi 1400’lü yıllaŕın sonlarına dogru Süleyman Çelebi tarafından yazılmıştır. Zaten Osmanlı’da kandil kutlamaları da bu tarihte başlar. Öncesi yoktur.

    Kur’an-ı Azimüsan’da tek bir kutsal geceden bahsedilir. Bu da Kadir gecesidir. Yani Kur’an’ın nüzul olmaya başladığı gecedir. Hemen belirtmek icap eder ki; Batıni yorumda, Kadir gecesi herhangi bir takvim günü de degildir. ( Bakınız: sünni akidede, Kadir gecesi; Ramazan ayı 27 olarak ifade edilir/Ramazan orucu tutulma sebebidir) Kadir gecesi, Ben mü’minim diyen bu yola talip olanının, Kur’an’ı mana ve özü ile tamamen anladığı/içsellestirdiği. Hayatına uyguladığı , diger bir anlatımla “Hayvan-ı Natık”lıktan İNSAN-I KAMİLLİĞE ADIM ATTIĞI ANDIR.

    OL SEBEPTEN HER İNANANIN/TALİBİN KADİR GECESİ , AYRI AYRIDIR. VE O GECEYE ERİŞEN İÇİN BİN GECEDEN DAHA HAYIRLIDIR O GECE…

    Bu tür kutsallık atfedilen gecelerin bir diger bi’dat tarafı ise, adeta günah çıkarma seanslarına çevrilmeleridir. “Şu kadar Kur’an okununca bütün günahların affolacağı gibi ” Uydurma hikayelerdir. Kur’an- Kerim’ deki bahsi gecen günahların en büyüklerinden biri “Kul Hakkı”dır ki, Yüce Allah Kul Hakkı’nın bagışlanmadığını bildirerek, Fatiha Suresi”ndeki ” Malike Yevm-i Din” gününü işaret eder. Birbirine hakkı gecenlerin ve dünyada helalleşmeyenlerin günüdür o gün…Yani Alevi terminolojisinde. ” Ulu Divan”

    Son söz: Alevi Bektaşiler, Hak-Muhammed- Ali Yolunda yürüyen, Ataları Hz. Muhammed ve Soyu Ehl-i Beyt/12 İmam nesline uyanlardır. Ve Kıyamete kadar, Kur’an Ehl-i Beyt iledir. Elbette Nutk-u İlahi/Kur’an-ı Azümişanın geŕcék yorumlayanları ve hayatlarına geçirenleridir. Bu yorumu bizler; Telli Kur’an veyahut Batin-i Yorum olarak adlandıyoruz.

    Ahmed-ül Muhtar Muhammed Mustafa. EHL-İ BEYT’İN ATASIDIR.MUHAMMED PADİŞAH ALİ VEZİRDİR CEM İBADETİMİZ HZ. MUHAMMED MUSTAFA VE SOYUNA SALAVAT İLE BAŞLAR. ŞİMDİ ALEVİ BEKTAŞİ CEM’LERİNDE OKUNAN BİR DEĞİŞ’İ SUNALIM:

    Gerçegin Demine/Devranına Hu

    Allah Eyvallah

  • DİN TACİRLERİNİN GERÇEK YÜZÜ!/ NİYAZ-I PERŞEMBE

    Mabetlerinden sesler yükselecek yine! Cennete girmenin yollarını anlatacaklar; Kimileri Hakk’ın buyruğunu unutturup, kendilerine rehber edindiklerinin ( Seyh, Şıh, Gavs vs.) Kitaplarından ögütler verecek. Önlerinde secde ettirecek/şefatçi olacak/cennetin anahtarlarının kendi ellerinde olduğunu söyleyecek kadar şirke bulaşacak cennete gitmenin yolunun kendi hiziplerinin/tarikatlerinin yolundan gitmek oldugunu söyleyecekler….

    Ve bu güruh, mahşer zamanı huzura geldiğinde dogrudan cehenneme sürülecek! Birçoğu şaşırıp diyecekler ki, Ey Rabbimiz: biz bizden öncekilere ( atalarımızdan ne ögrendik ise ona) uyduk, Bize ne söylendi ise onu yaptık.

    Onlara hitaben denecek ki; Ya atalarinizda ( Seyhleriniz/Şıhlarınız/kendilerinize önder sectiktikleriniz de yanlış yolda idiyse) yanlış yolda idiyse…. Hakk’ın kelamını bir kenara itip kendinize rehber edindiklerinize neden uydunuz? Onların kitaplarına neden tabi oldunuz? 

    Yolundan gittiklerinize gelince:

    Rızıklarını kazanmanın yolu emeği ile geçinmek iken, Allah’ı ve Kitabı ucuz bir bedel karşılıgında satarak kendilerine dünya menfeati sağlamanın yolunu tutacaklar.Din alıp, din satacaklar! Peygamber’in mütevazi yaşamından bahsederken, kendileri inananların sırtından geçinecek, lüx ve şatafat içinde yaşayacaklar. Ve diyecekler ki, sizin fakirliğiniz Allah’ın takdiri! Böylesi sizin için daha hayırlı/sakın ola isyan etmeyin!zenginlerin zenginliklerini sorgulamayın!

    Hacca gitmek ile hacı olunmaz
    Cumadan cumaya Allah bulunmaz
    Taşa taş atmakla şeytan kovulmaz
    Şeytanın hicazda işi ne hacı?

    Faiz yer ama domuz eti yemez
    Zina eder ama cenabet gezmez
    Kur'an okur lakin mealin bilmez
    Kandiller hangi ayette be hacı
    Giymiş cübbeyi bırakmış sakalı
    İçinde gömleği hakim yakalı
    Kalbi fitne fucur sorsan takvalı
    Yüz rekât kılsan da nafile hacı!​

    Şarap ırmakları varmış o yanda
    Yetmiş iki huri hepsi bir anda
    Orda ödül neden günah cihanda
    Hele şu Arif'e tarif et hacı!

    Ey Talip!

    Lanet böylelerinin üzerine inmiştir. Dini meslek edinenin vay haline! Lanetlenmiştir onlar!

    Onlar ki; yoksulu, yetimi doyurmazlar! Güç ne tarafta ise, kıbleleri o taraftır. Ve güçlünün menfeatlerini korurlar. Size gerine gerine, biz Hakk yol üzereyiz de derler! El-Hak, onlar sadece Suret-i Hakk’tan görünürler…

    Hayır! Hayır,! Hakk: tüm yapıp ettiklerini bilmektedir…

    Ey Talip! Dinini senden maddi manevi hiçbirsey istemeyenden ögren!

    Osmanlı’da ulema, “Alimin mürekkebi şehit kanından üstündür” diye bir şey icat edilmişti. Ulema bir gerekçe göstererek mollalar medrese talebeleri ve şeyhler askere gitmeyerek bunlar savaşta dua ederek orduya destek verdiklerini iddia ederlerdi. Ancak dua işini zamanla paraya döktü bir kısmı.
    1700 lerin sonunda Rus harbinde ordu üst üste mağlubiyetler alınca sultan faydası yok diye dua parasını kesti.
    Para kesilince ortalığı birbirine katıp kargaşa baş gösterdi.
    Devreye veziri azam girdi ödenekler açılınca sulh sağlandı.

    Profosör Dr Halil İnalcık

    O kisiler, size der ki: Biz sizden hicbirsey istemiyoruz. Hak rızası gözetenlerdeniz. Ve bizler 72 millete bir nazar ile bakanlar, insanları ayırmayanlardanız.

    Sırat-el Mustakim üzre olanlar, iyilige, dogruluğa, güzelliğe davet edenleriz. Vedahi okumaya, bilim yolunda çalışmaya çagıranlardanız.

    Hiç bilen ile bilmeyen bir olur mu? Öyleyse yere, göge, ve alemi seyre dalın! Hakk’ın sırlarını araştırmaya koyulun! Dağılın yeryüzüne bilim ile meşkul olun. Mal üstüne mal biriktirmeyin! Yetimi, yolda kalmışı, zor durumda olanın elinden tutun.

    Köleleri azat edin! Evet Evet köleleri azat edin! Bircok insan bankaların kulu kölesi, kazandıklarını kredi kartı/kredi ödemelerine veriyor. Onlar için çalışıyor! Gücünüz yetiyorsa, bu durumda olanlara/modern kölelere yardım edin! Zincirlerinden ( borçlarından) kurtulmalarına vesile olun! Ve dahi yardım edeceklerinizin en başında bilim/ilim tahsil eden üniversite ögrencileri olsun! Okutun! Okumalarına yardım edin/burs verin!

    Hakk, sizleri. Yardım edenlerden! Dertlere derman olanlardan eylesin! Gittiğiniiz yerler ışık ( nur) ile dolsun! Hakk’ın ışığını ulaştırın/yayın!

    BEKTAŞİ VE cami HOCASI KARŞILAŞIR hoca Bektaşiyi sorguya çeker.

    “Söyle bakalım, Müslümanlığın şartı kaç?!
    Bektaşi “Dokuz…” diye cevap verir.
    Cami hocası kızar:
    “Be hey zındık!
    Beşi nasıl Dokuz yaptın?!…
    Say bakalım.
    “Bektaşi saymaya başlar:
    1 – Allaha ve Resul’üne inanmak!
    2 – Dürüst olmak, yalan söylememek.
    3- Adaletli olmak, haksızlık yapmamak!
    4 – Merhametli olmak, zulüm yapmamak…
    5- Helalinden yemek! Çalmamak!
    6 – Aklı, ilmi kullanmak. Tefekkür etmek.
    7- Hayatın geçici olduğunu bilerek, iyilik üzerine yaşamak!
    8- Kimsenin canına kıymamak!
    9- Çalışkan olmak, üretmek…
    Helal kazancından yoksullara da pay vermek…
    Cami hocasi bu cevaplara bir yandan kızmış, diğer yandan afallamış.
    -Bre zındık. Bu saydıklarından birincisi dışında, diğerleri hangi mezhepte var?!
    Peki, namaz, zekat, oruç, hac ne oldu?!
    Bektaşi:-
    Namaz, bu saydığım farzları yapan insanın secdeye giderek,
    Kendi Varlığının geçici olduğunu idrak etmesidir.
    Yoksa “Vay o namaz kılanların haline! ” der Allah…
    -Zekat, helal kazancından ihtiyaç sahiplerine verilen yardımdır.
    Yoksa, yetim malı yiyenin cenaze namazı kılınmaz! Biliyorsun…
    – Oruç, kişinin bir beden olmadığını, şuur bir varlık olduğunu anlamasıdır.
    Yoksa, Dünyayı gerçek zannedip haksızlık yapanların vay haline…
    -Hac, komşusu aç iken tok yatmayanların gitmeyeceği bir seyahattir.Bu şartları yerine getirmeyenler boşuna gitmiş olur…
    Cami hocasi,”Seni mezhepsiz zındık! “Deyip uzaklaşırken,
    Bektaşi imamın arkasından bağırmış:-imam efendi, bir tane daha aklıma geldi:-Dedikodu yapmamak.
    Mazallah, Dedikodu yapmak, fesatlık çıkarmak, “ölmüş kardeşinin etini çiğnemek! Der Kuran….
    Hoca uzaklaşırken
    Bektaşi bir daha seslenmiş:Hoca efendi, aklıma yeni farzlar gelirse sana söylerim…” BİZ AZ SÖYLEDİK SİZLER ÇOK ANLAYIN “

  • Çağlayan/Erzincan Bölgesi Alevi/bektaşi Ziyaretgahları

    Çağlayan beldesi Alevi Bektaşi kutsal mekânlarının tanıtımından önce Erzincan ilinin Alevi Bektaşilerce önemi üzerinde durmak gerekir.

    Alevî/Kızılbaş devleti olan Safeviler Erzincan Tercan ilinde Dedeler ve Pirlerin Ocakların biraraya gelmesi ile kurulmuştur.

    Safevi Kızılbaş Türkmen Devleti 9 Eylül 1501 yılında Erzincan Tercan ilçesi Sarıkaya yaylası Höbek Dağında gerçekleştirilen Büyük Türkmen Kurultayı ile kurulmuştur.

    HÖBEK DAĞI/TERCAN ERZİNCAN

    500 yıl önce Şah İsmail Hatayi, Anadolu’nun dört bir yanından gelen Rumlu, Ustacalu, Tekelü, Şamlu, Dulkadir, Çepni, Varsak, Afşar, Bayat, Beğdilli, Döğer, Eymür gibi daha bir çok Türkmen Boylarının katılımı ile Pirler ve Dedelerin eşliğinde bu dağda toplantı yapmıştır.

    Her yıl on binlerce Alevi Höbek Dağını ziyaret ederek Büyük Türkmen Kurultayının yapıldığı bu yeri ziyaret ediyor.

    Erzincan ilinin Alevî/Bektaşilerce kutsal kabul edilen mekanlarının bulduğu yerleşim yerlerinden en önemlisi Çağlayan beldesinde yer alır:

    ÇAĞLAYAN ( Cencige) Beldesi’nin halkı büyük çoğunluğu Alevidir. Eğer bir gün yolunuz, Erzincan Çağlayan’a ( Cenciğe) düşerse , bu bölgemizde yer alan Alevi/bektaşi ziyaretgâhlarımızı sizler için sıraladık:

    1- Kavaklık Deresi:

    Burası Çağlayan’ın batısı üzerinde bulunan bir tepe üzerindedir. Çağlayan ve Karatuş köyünün birleştiği yerin, güneye düşen tepenin orta yerinde bulunur. Genellikle bahar aylarında ziyaret edilen ve sonrasında lokma dağıtılan bir mekan olarak kabul edilir. Tamamen çıplak (ağaçsız) olan tepenin, sadece ziyaret olarak kabul edilen kısmında kavak ağaçları bulunur ve buradan bir gözeden ( pınar) su çıkar. Tam olarak neden kutsal olduğunu bilen olmamakla birlikte her Nevruz/Hıdırellez geldiğinde kavak ağacından kan damladığı anlatılan söylencelerden biridir.

    2- Celal Abbas Ocağı Ziyaret Yeri:

    Bu ziyaret yeri, mevki olarak Çağlayan’ın kuzeydoğu tarafında danalık mahallesi olarak ta bilinen Sarıkaya’nın eteğinde, Celal Abbas neslinden gelen, Cemal Horoz’lara( Çağlayan Beldesinin köy enstitüsü ilk Egitmenlerindendir) ait evin yanında bulunur. Hz. Hızır Aleyhisselam’ın Atı’nın ayak izinin olduğuna inanılan ziyâret yerinde genellikle perşembe gecesi lokma yapanlar buraya gelir. Mum yakar dua ederler. Ziyaret toprağını alıp eve götürürler ki BU TOPRAK “TEBERÜK” olarak adlandırılır ve kutsal kabul edilir.

    3- Sappaz Baba Türbesi:

    Sırnas/Yamaçlı SAPPAZ BABA TÜRBESİ

    Bu ziyaret eski adıyla Sırnas (Yamaçlı) köyü ile Çağlayan arasındaki hakim tepelerin birinde bulunur. Buradaki mekan alevilerce kutsal kabul edilen eren-evliyaya aittir.

    4- Ulu Baba Türbesi:

    Tilek/Derebağ Köyü Ulu Baba Türbesi

    Mekan-ı Ulubaba/Celalabbas Seyyid’lerimizden Hasan HORUZ

    Derebağ (Tilek) köyünde bulunur, Horasan erenlerinden olup içilmesi hoş, kutsal kabul edilen bir kaynak suyu ( göze/pınar) çıkar. Yöre halkı kurbanlarını bu ziyaretgahta keser ve dağıtır.

    4- Kırklar Tepesi :

    Çağlayan/Erzincan KIRKLAR TÜRBESİ

    Erzincan’ın en önemli alevi türbelerinden ve ziyaretgahlarından biridir. İçerisinde kesin tarihi bilinmeyen bir yatır bulunur. Ayrıca aşevi, kurbanların kesildiği ve gelip geçen herkese yemek verilen bir mekandır. Çağlayan ve bölge Alevileri Kurbanlarını genellikle Kırklara getirir burada keser ve yemek yapıp dağıtırlar. Kırklar tepesi Girlevik Şelalesi’nin hemen yanı başında yer alır.

    DERLEYEN: Serkan HORUZ

  • En Kutsal Niyaz: Hakk’a Yürüyen Can İçin “İlim Lokması” Olarak Işık Yakmak

    Un ve Yağdan Değil, Işıktan Karılan Lokma

    Alevi-Bektaşi inancında bir “Can” Hakk’a yürüdüğünde, geride kalanlar onun ruhunu şad etmek, devrinin daim olması için lokmalar döker, niyazlar dağıtırlar. Bu, yüzyıllardır süren, birliği ve paylaşmayı sağlayan kıymetli bir erkanımızdır. Geleneksel olarak bu lokma; pişirilen bir aş, paylaşılan bir ekmek veya dağıtılan helvadır.​

    Ancak Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin; “Hararet nardadır, sacda değildir / Keramet baştadır, tacda değildir” dediği bu yolda, lokmanın da en makbulü şekilsel olanın ötesine geçendir

    Bugün, Hakk’a yürüyen sevdiklerimizin ardından yapılabilecek en kalıcı ve en yüce hayır; bir gencin kalemine mürekkep, geleceğine umut olmaktır. Biz buna “İlim Lokması” diyoruz.

    Neden Yemek Değil de Burs?

    Karnı doyan bir kişi, birkaç saat sonra tekrar acıkır. Ancak zihni ve ruhu ilimle doyan bir genç, bir ömür boyu hem kendini hem de toplumu besler.

    Hakk’a yürüyen canımızın (Seyyid Hasan Horuz gibi değerli büyüklerimizin) anısına üniversite öğrencilerine burs vermek, Alevi erkanındaki “Çerağ Uyandırmak” (Işık yakmak) tabiriyle birebir örtüşür. Bir öğrencinin eğitimine katkı sunmak, sönmeyen bir çerağ yakmaktır. O öğrenci okudukça, insanlığa faydalı oldukça, o ilimden hasıl olan sevap ve güzellik, Hakk’a yürüyen canımızın ruhuna bir “ışık” olarak yansıyacaktır.

    Yolumuz “İlim” Yoludur

    Pir Hünkâr Hacı Bektaş Veli; “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” buyurmuştur.Hz. Ali (k.v); “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” diyerek ilmin kutsiyetini işaret etmiştir.

    Bu düsturlara inanan bizler için, bir üniversite öğrencisinin elinden tutmak, sadece maddi bir yardım değildir. Bu, cehalet karanlığına karşı Zülfikar çalmaktır.​

    Hakk’a yürüyen canımız adına bir öğrenciye burs verdiğimizde:

    ​Canlı Bir Dua: O öğrencinin başarısı, mezuniyeti ve hayata kattığı her değer, Hakk’a yürüyenimiz için okunmuş en samimi dua yerine geçer.​

    Sadaka-i Cariye (Süregelen İyilik): O genç meslek sahibi olup başkalarına fayda sağladığında, bu iyilik zinciri devam eder.

    ​Rızalık Şehri: Topluma faydalı, aydınlık beyinler yetiştirmek, erenlerin de rızasını kazanmaktır.

    En Büyük Lokma, Aydınlık Bir Gelecektir

    Elbette kazanlar kaynasın, sofralar kurulsun, canlar bir olsun. Ama imkânı olanlar için “İlim Lokması” vermek, bu çağın en büyük hizmetidir.​

    Hakk’a yürüyen canımızın aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyor; ailesi olarak dağıttığımız bu bursların, okuyan gençlerimize can suyu, Hakk’a yürüyenimize ise nur olmasını diliyoruz.

    ​Bir gencin okuduğu kitaptaki her harf, Hakk’a yürüyen canımızın ruhuna bir gülbank olsun.​

    “Bilim, gerçeğe giden yolları aydınlatan ışıktır.”Işığınız bol, devriniz daim olsun.​

    Aşk ile.

    HAZIRLAYAN: Serkan HORUZ

  • CELAL ABBAS SEYYİDLERİ DİLİNDEN: NİYAZ-I PERŞEMBE

    TALİP SUAL EYLEDİ?

    — Ey Pir-i Zaman! Islam kaç türlüdür?

    Hakikat ve Şekil Arasındaki Savaş


    “İslam kaç türlüdür?”


    Bu soru, yüzyıllardır cevabı aranan, üzerine kütüphaneler dolusu kitap yazılan ama belki de en yalın cevabını irfan meclislerinde bulan bir sorudur.

    Talip sordu, Pir-i Zaman cevapladı.

    Bu cevap; sadece bir din tarifi değil, tarihsel bir hesaplaşmanın ve ahlaki bir duruşun manifestosudur.


    İşte Pir-i Zaman’ın dilinden, İslam’ın iki yüzü, Kerbela’nın gerçek manası ve Anadolu irfanının sönmeyen ışığı…


    İki Farklı İslam Tasavvuru
    Pir-i Zaman söze şöyle başlar:

    “Ey Talip, İslâm Hakk katında tekdir lakin uygulamada, fani dünyada iki türlüdür.”


    Tarih boyunca bu iki nehir yan yana akmış ama birbirine asla karışmamıştır:

    • Muhammedi ve Ehli Beyt İslamı: Hz. Muhammed’in, Ali’nin, Fatıma’nın ve onları bugüne taşıyan Pirlerin, Mürşitlerin yoludur. Temeli ahlaktır, erdemdir.
    • Emevi İslamı: Peygamber ailesine kılıç çekmiş Ebu Süfyan’ın, Muaviye’nin ve Yezit’in mirasıdır. Temeli saltanattır, güçtür, şekilciliktir.
      Pir’e göre bu ayrım keskindir: “Bir yerde ahlak, erdem, merhamet, liyakat, adalet ve hakça bir bölüşüm yok ise, orada Hz. Muhammed ve Ehli Beyt’in İslamı yoktur. Orada Emevi İslamı vardır.”

    • “Ben Güzel Ahlakı Tamamlamak İçin Gönderildim”

    • Muhammedi İslam’ın özü, Peygamber’in “İnnemâ bu’istu liutemmime mekârim el-ahlâk” (Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim) sözünde saklıdır.

    • Din; insanlara sadece el-yüz yıkamayı (abdesti) öğretmek ya da fiziksel hareketler (namaz) yaptırmak için gelmemiştir. İbadetler birer araçtır; amaç ise “İnsan-ı Kamil” olmaktır. Maun Suresi’nde belirtildiği gibi, yetimi itip kakanın, yoksulu doyurmayanın ibadeti boştur.

    • Ancak Emevi İslamı bunun tam tersidir. Onlar için ibadet bir amaç, din ise dünya malına, makama ve şöhrete ulaşmak için bir “paravan”dır. Süslü camiler ve gösterişli ritüeller, içerideki ahlaki çürümeyi gizlemek için kullanılır.

    • Devletin Dini Adalettir
      Pir-i Zaman, günümüz siyaset felsefesine de ışık tutan şu tespiti yapar:

    “Devletin idaresi dini kurallara göre değil; o toplumun geleneklerine, akla ve bilime göredir. Devletin dini olmaz; insanların inancı olur. Devlet, adaletin ve huzurun teminatıdır.”

    Muhammedi anlayışta “La İkrah Fid-Din” (Dinde zorlama yoktur) ilkesi esastır. Oysa Emevi zihniyeti, dini siyasallaştırarak fetih ve ganimet hırsına kılıf uydurmuş; kendi çıkarları için yalanı ve hileyi mübah görmüştür.


    Kerbela: İki Zihniyetin Çarpışması
    Tarihteki o büyük trajedi, Kerbela, sadece bir iktidar kavgası değildir. Pir-i Zaman’a göre Kerbela; Muhammedi İslam ile Emevi İslam’ın karşı karşıya geldiği meydandır.


    İmam Hüseyin’in mücadelesi, dini saltanat aracına çevirenlere karşı bir duruştur. Pir, acı bir gerçeği de yüzümüze vurur:

    “Maalesef Muhammedi/Gerçek İslam, İmam Hüseyin ile birlikte kızgın Kerbela çölünde toprağa gömüldü.”
    Ancak hikaye orada bitmedi…


    Kevser’in Sırrı: Sancak Düşmedi
    Hz. Muhammed’e “soyu kesik” (ebter) diyenlere inat inen Kevser Suresi, Hakk’ın bir vaadidir. O sancak düşmemiştir, sadece el değiştirmiştir. Pir-i Zaman, tarihsel sürekliliği şöyle özetler:

    • Sen yok ettim sanırsın, o Hacı Bektaş Veli olur gelir.
    • Sen bitti sanırsın, o Şeyh Edebali olur.
    • Geyikli Baba olur, Otman Baba olur.
    • Zülfikar bakışlı Mustafa Kemal Atatürk olur, yine gelir…
      Hakk’ın ışığını söndürmeye kimsenin gücü yetmez. Galip geldiğini sananlar, su kenarındaki içi boş söğüt ağaçları gibidir; heybetli görünürler ama kökleri çürüktür.
      Son Söz: Talibe Öğüt
      Pir-i Zaman sohbetini şu hayati uyarılarla bitirir:
    • Dünya Malına Tamah Etmeyin: Bir elinize dünyayı, diğerine ayı verseler de ahlaktan ve doğrudan sapmayın.
    • Rehberinizi Doğru Seçin: Dininizi, sizden dünya malı talep edenlerden değil; sizden hiçbir şey istemeyenlerden öğrenin.
    • Unutmayın: Hak size şah damarınızdan daha yakındır.
      Emevi’nin sarayında değil, Ehli Beyt’in ahlakında buluşmak ümidiyle…
      Allah Eyvallah.
      Etiketler: #Alevilik #İslamTarihi #EhliBeyt #Kerbela #HacıBektaşVeli #Felsefe #Tasavvuf

    ← Geri

    Yanıtınız için teşekkür ederiz. ✨

    ← Geri

    Yanıtınız için teşekkür ederiz. ✨

      393 tıklama